F.Hande BATMAZ

 
  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

F.Hande BATMAZ

GÖĞE BAKALIM

e-Posta Yazdır PDF

     Bu evrenin en demokrat şeyidir ölüm...Kadın, erkek, genç, yaşlı, Ermeni, Türk, Kürt, erken, geç demeden hep 'ansızın' geliverir. Sormaz bile daha yaşanacak kaç bahar vardır, tutmak istediğin kaç el seni bekler, gitmek istediğin diyarda daha kaç güneş doğacaktır ; umurunda bile olmaz. Vakit gelmiştir. Bir göz açıp kapama hızındaki 'yaşam', sonun başlangıcında bilinmezliği ile ademoğlunu beklemektedir. Her ölüm en gerçek ve hep en erken olan şeydir. Esasında ölüm bizim ona atfettiğimiz anlamlandırmalarla bedbaht bir hadise olur, yahut bize öyle öğretilir. Oysa doğumdan pek de bir farkı yoktur ölümün. Bildiğimiz şu hayatta 'bilinmezliktir', vaziyeti böyle gösteren. Bilinmezlik bir şeyi iyi iken kötü, kötü iken iyi zannettirebilir. İnsan bilmediği şeyden korkar, çekinir. İşte ölümün ayrılık acısı sonrasında yarattığı en büyük gerçek, insanın kendi bilinmezliğini sorgulamasıdır. Ölüm ile ilgili konuşmak, belki yaptığım gibi bir yazı kaleme almak zordur. Herkes, hepimiz bunun bahsini etmekten kaçınırız. Ama kaçmayalım. Sayılı olan nefeslerimizi aldığımız her saniyemize, büyük anlamlar ithaf etmeyelim. Yahut büyük anlamları olmasını beklemeyelim. Hayatımız her birimize tek tek kargolanmış, kutu içinden kutunun çıktığı bir hediye paketi gibi. Sonu hiç gelmeyecekmiş gibi gelen ve hep sonu gelen.

     Hakikaten yaşam "Hiç bunları kendine dert etmeye değer mi?" denilmesi gereken bir bozkır. Bu bozkırda zaman zaman yeşili gördüğümüzde sevinmeyi, geri kalanıyla bütünleşmeyi bilmeliyiz. Bu yüzden sırtımıza bindirdiğimiz göçebe yükleri, kalbimize koyduğumuz fesat zihinleri, bir lodos gibi baş ağrımızı tetikleyen hırslarımızı, egolarımızı, anlamsız yarışlarımızı bir yana koyalım. Sınıf atlayalım; insanlık sınıfı...İnsanlığımızı 'yarıştırma' hesaplarına girmeden yaşarken yedi kat göğün üzerine çıkabilelim. Ve unutmadan...Daima 'Göğe Bakalım'*. Ben daha bir iyi bilirim artık; her ne varsa O'nda var.

Mutlu ve sağlıklı yarınlar dileğiyle,

Feride Hande BATMAZ

www.handebatmaz.com

* Yazar, şair Turgut Uyar'ın Göğe Bakma Durağı adlı şiirinden esinlenme yapılmıştır.

 

RENGİNİ SÖYLE!

e-Posta Yazdır PDF

            "Bir renk değil mavi huydur bende" diyen Edip Cansever yıllar öncesinden anlamış beni. Niye mi? Çünkü ben kendimi ve insanları renklerinden tanırım da ondan. Hayatımdakileri renkleri ile hafızama kazır, renkleri ile hatırlarım. Ve belki de renklerinin ifade ettikleri kadar yaşarım onları.

            Kırmızıgiller vardır mesela; ateş gibi...Işığını saçan, daima alev alev... Sıcacık kahkahalarıyla hayatı ısıtan; koruyla başkasından evvel, önce kendini yakan. Kırmızıgiller bu yüzden hiç büyümeyen, hep çocuk kalanlardır aynı zamanda. Sonra deli maviler vardır. Hür ve geriye dönmez tavırlarının yanında, engin bir okyanus gibi gönlünde herkese yeri olan. Günün en aydınlığında denizin en mavisi olsalar bile, el ayak çekilince dolunaydaki siyah bir sessizliktir maviyi kendisi yapan. Ve derinine dalmak istediğiniz ama hep korktuğunuzdur, mavi... Yeşilleri de bilirim...Doğaya örtü olan toprak ana gibi insanların ayıplarını, kusurlarını örten. Bağışlayıcı, hoşgörülü...Böyledir yeşilin haresini başında taşıyanlar. Siyahları da unutmam;" Tek renk varsa o da siyahtır" diyen Coco Chanel'e selam ederek. Siyahların hayatlarının tek düze bir çizgide seyrettiğini düşünürsünüz. Ama yok! Onlar görebilen için bir inci gibi parlayan, en şık duruşa sahip olanlardır. Derin, gizemli ve nice hikayeyi en kuytusunda taşıyan canım siyahlar... Kahverengi dersiniz. Okunuşu bile diğer renk tonlarından farklıdır. Kahverengi, birlikte olunması en zor ama bir o kadar en asil olandır bence. Bazen yoksunluğu bazen ihtişamı temsil ederler. Özeldir bu yüzden kahverengi olanlar. Mazinin tek rengidir aynı zamanda. Tozlu raflara, özenle işlenmiş sandıklara sıkıştırılmış; bazen çıkıp gelmesini bazen orada öylece durmasını istediğimiz hatıraların, hatıralardakilerin rengidir. Mor ve pembe mi dediniz? Teyze çocuklarıdır birbirlerinin. Yaşama tutkulu; az biraz vurdumduymaz... Şu dünyanın ahengi varsa, yaratıcı pembe ve morların eseridir. Bir de gökkuşağının tüm renklerini gördüğüm, rengarenkler vardır. Nereden baksanız, ne yapsanız tek bir renge boyayamazsınız onları. Sıradışıdır yaşamları. Tutuklusu haline geldiğimiz yargıların, koşullamaların, öğretilerin esiri olmazlar asla. Çılgın ressamların, devrimcilerin, dünyada 'Birşeyi' değiştirenlerin onlar olduğunu düşünürüm pekala. İşte böyledir benim insanlarımın rengi...Bilmem sizin renginiz nedir, ama benim rengim duruşumdan bellidir.

Sevgiyle

www.handebatmaz.com

 

Bugünümün Gerçekleri, Yarınımın Düşleri

e-Posta Yazdır PDF

   Yarınımızın düşlerini, bugünümüzün gerçeklerine tercih etmişiz. ‘Gerçeğimiz’ dediğimiz her şeye tutuklu kalmış, bizi bunlardan ayrı tutacak herhangi başka bir şeyi düşleyememişiz. Fani bedenimizin bile kiracı olduğu şu dünyada gerçeklerimizi yahut gerçek sandığımız şeyleri ev sahibi yapmışız. Önce ‘Ferrari’sini Satan Bilge’ye özenmiş, sonra ‘Aman canım öyle şey olur mu hiç?’ diyerek küçümsemişiz. Bahanelerimizi korkularımız yapmış, dünyaya bir iz bırakabilmeyi kendimize çok görmüşüz. Yürümeyi öğrenmeden koşabilene, her yüz metrede engel çıkarmışız. Belki bir saniye sonrası olmadığı halde, o an ve her an yüreğini dökene “Ben de seni Sevgilimmm…!” diye cevap vermeyi gurur etmişiz. Zamana bırakalım dediğimiz her şeye, nedense hep geç kalmışız.

Son Güncelleme ( Pazartesi, 16 Ocak 2012 10:26 )
 

EVLİLİKTE ÜÇ 'A'

e-Posta Yazdır PDF

            “ Evlilik ilk üç yıldan sonra oturuyor bence. İşte canım, ancak ‘alışıyorsun’ karşı tarafa.” diye devam eden bir sohbet sonrasında düşünmeye başladım. Evliliklerin ‘alışmak’ yahut ‘anlaşmak’ üzerine mi kurulduğunu belirlemeye çalıştım. Bu kutsal çatı altında bulunanlarınız ne der bilmiyorum ancak öncelikle şunu belirtmeliyim; alışmak ile anlaşmak birbirinden çok başka anlamları olan kelimeler. Alışmak, yaşamın olağan döngüsünden veya döngünün yarattığı zorunluluktan kaynaklanır. Alışmak için çaba değil süre gerekir. Dolayısıyla alışmak, emekçinin emeğinin karşılığı değil, mirasçının konduğu mirasıdır. Evlilikte ‘anlaşmak’ ise karşılıklı fedakârlığı ve gerçek sevgiyi gerektirir. Kurallarını sevginin ve birleşen iradenin koyduğu çok güzel bir anlaşma...Ancak toplum baskısı, çocukların varlığı, dini inançlar, sosyal ve ekonomik durum evliliklerde ‘alışmak’ kavramını ta çocukluğumuzda belleğimize yerleştirilir. Ve sonunda evliliklerin birçoğunda 'anlaşabilmek' alışabilmek sürecine feda edilir. Bir de üçüncü bir 'A' var ki ona da değinmek gerekir. Bu, 'Anlamak' ile gelen 'A'dır. Avukatlık stajımı yaparken karşılaştığım birçok boşanma dilekçesinde "Anlaşamıyoruz...", "Beni anlamıyor, farklı dünyaların insanlarıyız..." ile başlayan cümlelere şahit olmuştum. Bunun ne demek olduğunu zamanla pek daha iyi anlıyorum .

Son Güncelleme ( Pazartesi, 26 Aralık 2011 10:14 )
 

İNANMAM OLAMAZ İNANMAM

e-Posta Yazdır PDF

         Neye inanırsan, onu yaşarsın. Bu bir zihin tesellisi değil; kaderi, bir diğer deyişle alın yazısını yok saymak da değil. Bu yalnızca, insanın yaşaması muhtemel tüm olasılıklardan onun için en önemlisini 'kuvvetli' şekilde istemesi. Bir yaratıcının varlığına inanan için Yüce Tanrı'dan, başkaca herhangi bir şeye inanan için inandığı şeyden bunu istemesi belki de... Evrene kocaman bir yürekle, isteğini salık vermesi. Birçoğumuz onlarca kitap okumuşuzdur; pozitif ve negatif düşüncenin kendilerine benzer olayları beraberinde getireceğine dair. Peki okuduklarımıza inanmış, yaşadıklarımızı bu çerçevede ölçüp biçmiş miyizdir? Peşin hüküm ile 'temennilerimizi' bile yargılamamış mıyızdır? Mesela birçoğumuzca yeni yıl piyango biletleri "Aman yok canım, nerede ben de o şans " diyerek alınmıştır. Yahut, seyahatimiz boyunca günlük güneşlik olmasını dilediğimiz atmosfere, "Kesin yağmur yağacak" diyerek bu inançsızlığımızı iletmişizdir.

            Son yıllarda hemen birçoğumuz kendine olan inancını bile kaybetmiş durumda. Bizi sınayacak, hayal gücümüzün sınırlarını zorlayacak şeylere bırakın inanmayı, onların hayalini bile kuramıyoruz. Bunu yapsak bile hayalini kurduğumuz şeyi, başkalarının 'Hayalperest misin ?" diyen alaycı tavırlarına esir ediyoruz.

Son Güncelleme ( Pazartesi, 26 Aralık 2011 10:12 )
 
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  8 
  •  9 
  •  10 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
Sayfa 1 / 15

Besleme Görünümü

F.Hande BATMAZ
Hande Batmaz kişisel sitesi
  • GÖĞE BAKALIM

         Bu evrenin en demokrat şeyidir ölüm...Kadın, erkek, genç, yaşlı, Ermeni, Türk, Kürt, erken, geç demeden hep 'ansızın' geliverir. Sormaz bile daha yaşanacak kaç bahar vardır, tutmak istediğin kaç el seni bekler, gitmek istediğin diyarda daha kaç güneş doğacaktır ; umurunda bile olmaz. Vakit gelmiştir. Bir göz açıp kapama hızındaki 'yaşam', sonun başlangıcında bilinmezliği ile ademoğlunu beklemektedir. Her ölüm en gerçek ve hep en erken olan şeydir. Esasında ölüm bizim ona atfettiğimiz anlamlandırmalarla bedbaht bir hadise olur, yahut bize öyle öğretilir. Oysa doğumdan pek de bir farkı yoktur ölümün. Bildiğimiz şu hayatta 'bilinmezliktir', vaziyeti böyle gösteren. Bilinmezlik bir...

Müzik Listesi


PopUp MP3 Player (New Window)

Turkish Arabic Chinese (Traditional) English French German Italian Japanese Russian Spanish

Galeri

Kimler Sitede

Şu anda 57 konuk çevrimiçi
Çok Bulutlu

2°C

Kayseri

Çok Bulutlu
Nem: %75
Rüzgar: Kuzey yönünden 2 km/s hızında
Cmt -14°C / 2°C Kar Yağışı İhtimali
Paz -8°C / 1°C Açık
Pzt -7°C / 3°C Parçalı Bulutlu
Sal -11°C / 4°C Parçalı Bulutlu
HÜMA
Hüma Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi

Anketler

Hangi Fotoğrafları Beğendiniz